27 Nisan 2012

S01 E06



Bi kedi düşünün, daha minicik, kulakları her sese duyarlı, gözleri özene bözene yaratılmış iki siyah zeytin, patileri bebek patisi...
Her sabah sizi öperek uyandıran, gece boyunca koynunuzdan hiç ayrılmayan, iş dönüşleri kapıda sizi hazır ve nazır karşılayan, dertsiz, tasasız, kendi halinde bir kedi o.

Dört gün önce evimize üçüncü ev arkadaşı olarak dahil oldu Tenes. İyi ki de oldu. E o zaman hoş gelmiş minik Tenes! :)


17 Nisan 2012

S01 E05



Terk edilmiş şehirleri yakmayacağım. Ateşe inat onları sularla dolduracağım. Sonra ıslak paltolu adamlara aşık olacağım. Hala sıcak bir yatak dilenen fahişelere, hayallerinden vurgun yemiş homoseksüellere... Artık yeteri kadar masumuz diyeceğim. Kalmadı gözyaşımız.





16 Nisan 2012

S01 E04



Ayrılık da hastalık gibi yaşanır. Hani kimi ateşli hastalıklar vardır; sabahları daha iyi kalkar, gündüzleri iyileştiğini, hallettiğini sanırsın. Akşam indiğinde yeniden ateşin yükselir, gözlerin kararır; özlersin, çok özlersin. Sandığın kadar halledememiş olduğunu anlarsın, ateşin sürüyorsa hiç halledemediğini düşünmeye başlarsın. Sonra ertesi gün gene aynı şey olur, sabah bir armağan gibi hafif gelir, sonra yine akşam iner. Ateş. Kor. Bir süre böyle devam eder bu. Kimi zaman iyileşirsin, kimi zaman çaresizliği unutmak sanırsın, kimi zaman artık hiçbir şey sanmayacak kadar kapılırsın gündelik hayatın akışına.

Aşk bazen acısız, ağrısız yıllarca durur aynı yerinde.

Acısı geçeni, geçti sanırsın.



Not: Uzun aranın tek sorumlusu 1 haftadır vücudumda dolaşan zehir. O gitti, ben geldim...



08 Nisan 2012

S01 E03



İyi şeyler bana gelmez. Kargalar oturuyor penceremde. Gri bulutlar dolaşıyor etrafımda. Ne uykulu, ne uykusuz... Ne gündüz, ne gece... Ne sabaha karşı ne de sen.

Bir kalkabilsem ayağa, yani sabah olunca... Yani tekrar yürümeye başladığımda... Erik toplayacağım ağaçlardan, bir bana bir de sana... İşte o zaman bütün kuşlar havalanacak. İçlerinden "o" olan kuş, mektubunu kapıp kaçacak. Gökyüzünde çığlık, kıyamet... Diyecek ki; insan hayatta bir kez ölür arkadaşım. Bir kez orgazm olur, bir kez yemek yer, bir kez güler, bir kez şehirsiz kalır, bir kez sadece bir kez aşık olur ve bir kez acı çeker...

O zaman anlarsın, içinden 9'a kadar say, sonra gel topla bırakamadıklarını...

05 Nisan 2012

S01 E02



Birbirlerine kavuştuklarında onlar, bir şeytan gibi güleceğim. Onlara kıçımı göstereceğim. Kıçımın yarısı ile güleceğim. Beni yarım bırakanlara. Sokak ortasında beş parasız ve çıplak bırakanlara ve beni düzen kravatlı adamlara benim yüzüm yarım ama kalbim iki tane diyeceğim.

Her şafak sökerken, rüyalarıma geliyorlar. Başka bir hayatım yok ki benim. Çekilin üstümden nefes alamıyorum diyecek gibiyim, senin diğer yarın biziz diyorlar. Yalan! İnanma onlara! Asıl sokak orospusu olan kendileri!

Çöpçüler gecenin köründe herşeyi silip süpürür. Belki ben de bir geceyarısı çıkar gelir çalarım kapını. Sen de kapıyı açmak için yerinden kalkarsın. Sana yarım yüzümü gösteririm. Yüzümün yarısı sık sık düşer. Hele sarhoşsam, hele ruhumu satmışsam çok çirkin olurum, inanamazsın. Komik aslında bütün bunlar, ben çok gülüyorum. Hadi sen de gül.

Kent karla kaplandığında kendimi buzdan bir mezara gömeceğim. Üstüme basan herkesi lanetleyeceğim. Bir daha öldüreceğim. Bir daha. Bir daha... Bomboş şehirdeki buzdan mezarımın altında, geldiğim yeri bulsam; tekrar oraya kaçacağım.

Nerem varsa insan kalan, işte orası acıtıyor.

03 Nisan 2012

S01 E01



Bu bir küçük kırmızı balığın hikayesi.

Yüzümün yarısıyla nefes alıyorum ben. Yüzümün yarısıyla dolaşıyorum sokaklarda. Yüzümün yarısıyla bakıyorum camdan. Yüzümün yarısıyla trenlere biniyorum. Vapurlara, otobüslere...

Yüzümün yarısıyla düştüm yüksek uçurumlardan. Yüzümün yarısıyla uyandım derin uykulardan. Yüzümün yarısıyla düzdüm kalabalıkları.

Yüzümün yarısı mumdan benim. Bir o kadar silik ve salyalı. Yetimim ben, istasyonlardaki bavulları çalarım. İçine sinmiş anıları toplarım.

Yüzümün yarısı bir geceyarısı kırıldı benim. Sokaktan topladım parçalarını. Aşina olmadığım bir şehirde, hicaz makamından ezan okunurken buldum kendimi.

Yüzümün yarısıyla hep yarım öyküler anlatırım. Sonu hiç olmayan yarım öyküler.

Peki sen?

Yarım dudaklı bir adamı öpmek istermisin?